Marakeş, Fas

Marakeş, Fas

Kazablanka Casa Voyageurs garından trene binip Marakeş ’e ulaştık. Otelimiz Marakeş Garına çok yakın olduğundan yürüyerek varabildik otelimize. Bab Hotel isimli, çok güzel dekore edilmiş, çok iyi çalışanlara sahip ve büyük bir bütçe gerektirmeyen bir otel.

Otele yerleşip, kahvaltımızı edip, otel çalışanları ile Marakeş’te gezilecek görülecek yerler konusunda konuştuktan sonra hemen yola koyuluyoruz.

Uzun bir yürüyüşten sonra, Eski şehirde bulunan Marakeş ’in simgesi 77 m yüksekliğe sahip Koutubia Camii‘ye ulaştık. Bu caminin minaresini şehrin hemen hemen heryerinden görmek mümkün. 12. yy’dan kalma bu camiinin etrafında bahçeler bulunmakta.

Biraz ilerleyince kendinizi Jmaa El Fna yani adı üstünde Kıyamet Meydanı‘nda buluyorsunuz.
Marakeş Kazablanka’ya göre Fas dokusunu daha iyi yansıtmaktadır. Burası oldukça hareketli bir meydan; maymun ve yılanlarla dans eden insanlar, dövemciler, yemek-tatlı tezgahları, hediyelik eşya satıcıları… Marakeş’i tam anlamıyla hissedebileceğimiz bir yer. Fakat bu dans eden insanların ya da diğerlerinin fotoğrafını çekerseniz (ve hatta gözgöze gelmeniz de yeterli) sizden para almadan peşiniz bırakmayacaktır. Bu meydana yakın souklar bulunmakta fakat biz daha sonra gezdiğimiz için birazdan oraya değineceğim.
Buranın etrafında birçok cafe, restoran bulunmakta; içlerinden birini seçip, karnımızı tajin ve Fas usulü kebapla (sanırım kendi yemeklerimizi özledik, o yüzden kebap tercih ettik ancak tabii ki kendi kebaplarımızın lezzetini bulamadık) doyuruyoruz. Hava artık iyice karardı ve bizde yol yorgunluğu da olduğundan dolayı otelimize dönüp barında bira keyfi yaptık.

Ertesi günkü ilk durağımız Jardin Majorelle. Burası 13 dönümlük son derece renkli bir botanik bahçesi, hayran kalacaksınız renklerin canlılığına.Jacques Majorelle tarafından dizayn edilmiş bu bahçeye adım attığınızdan itibaren masalsı bir yerde hissediyorsunuz kendinizi. Ayrıca bu bahçenin şöyle de bir özelliği bulunmakta; Yves Saint Laurent‘in külleri bu bahçede yer alan Villa Oasis’in gül bahçesine saçılmış. Bu yüzden Yves Saint Laurent’in anısı burada bulunan Roman Sütununda yaşamaktadır. Aynı zamanda bu bahçede yer alan Berberi Müzesi‘nde Yves Saint Laurent’e ait koleksiyondan bir takım parçalar yer almaktadır. .

Jardin Majorelle fotoğraflarımızı Flickr’da görmek için resme tıklayınız.Jardin Majorelle

İkinci durak olarak soukları düşündük ve bulunduğumuzdan yerden Eski şehire ulaşmak için yaklaşık 40 dk yürüdük. Yolda birçok yerli nereye gittiğimizi, gitmek istediğimizi sorup bize eşlik etmek istedi, bu tabii ki karşılıklı bir yardımdı, sonunda bizden para talep edeceklerini bildiğimiz için kabul etmedik. Fakat biz istemesek de, berberi bir adam yürürken bizimle sohbete başladı, bizimle aynı yöne gittiğini söyleyerek yola bizimle devam etti. Medina’ya vardık ve bizi bilmediğimiz bir yoldan götürmek istedi. Ben karşı çıksam da eşim adamın ısrarlarına dayanamayıp kabul etmişti bile. Hep birlikte bir kapıdan girdik ve benim tedirginliğim gittikçe arttı. Labirent gibi bir yerleşim yerine girdik, yalnız olsak asla yolumuzu bulamazdık. Çok dar geçitler birer sokaktı ve etrafında evler bulunmaktaydı. Aslında turistik de bir yermiş, birçok otel vardı etrafta. Uzunca bir yürüyüşten sonra bu labirentten çıkıp başka bir labirente girdik. Burası da soukların bulunduğu küçük küçük dükkanlar. Bizim bir berberi dükkana girmemizi ve yine tedirgin olmamamızı söyledi. Dükkanda çok güzel el işi işlemeli kumaşlar, takılar, bardak takımları vs. bulunmaktaydı. Fakat el işi olduğu için herşey oldukça pahalıydı. Burada birer çay ikram ettiler ve bizimle pazarlık yapmak istediler. Pazarlık 3 aşamada şöyle oluyor; önce size soruyor -siz ne kadar verirsiniz?- siz cevabı verdikten sonra kendisi -ama bunun değeri bu, çok az teklif ettiniz- diyor ve son olarak ortalama bir tutarda anlaşıp alışveriş tamamlanıyor. Sanırım bizi oraya götüren adam ve diğerleri dükkan sahibinden, getirdiği alıcı ve yaptığı harcama için belli bir miktar komisyon alıyor ve tabii dükkan çıkışı sizden de -gönlünüzden ne koparsa-diyip para istiyor. Evet dönüş yolunda bizi bırakıyor ve biz kayboluyoruz. Bizim gibi kaybolan İrlandalı bir çift ile karşılaşıp, tanışıp elbirliğiyle yolumuzu buluyoruz 🙂 .

Gün sonu için artık yemek vakti, bir İtalyan restoranı olan Pizzeria Mamma Mia’ya gidip patlarcasına kendimizi pizza-tortellini-tagliatelle ve şaraba veriyoruz(artık bu yemekleri çok özledik). Sonra bu sıcakta güzel bir dondurma iyi gider diyerek, Carre Eden Mall girişinde bulunan Oliveri Carre Eden‘e gidiyoruz. Günü bitirmek için son ve en önemli anı otelimizde bulunan masaj salonunda yaptırdığımız masajdı.
.

Üçüncü gün çok uzun uzuuun yürüyerek Jardins de la Menara‘ya gidiyoruz. Hava o kadar sıcak ve yol o kadar uzun ki, neredeyse beyin kanaması geçirecektim. Keşke toplu taşıma kullansaydık dedik ama yürüyerek keşfetmek daha çekici geldiği için bu konuda ısrarcı olduk. Bahçenin ortasında bulunan havuz dev bir akvaryum ve içi yüzlerce çeşit balıkla dolu olmasına rağmen biz gittiğimizde havuz suyu çok pisti. Bu bahçe içerisinde 300 bin zeytin ağacı bulunmaktaymış ve bahçe şehrin ciğerleri ünvanına sahipmiş. .

Akşam yemek yedikten sonra gece hayatı keşfi için süslenip yola koyuluyoruz, durağımız Lotus Club. Gösterişli bir gece kulübü olan Lotus Club’ta dansçılar uzun farklı gösteriler yaptılar, eğlenceli bir gece geçirdik ve yorgunluğumuzu unuttuk burada.

(Visited 180 times, 1 visits today)

Leave a reply

Bumerang - Yazarkafe
Show Buttons
Hide Buttons