Kapadokya

Kapadokya

Bölgeyi daha iyi anlayabilmek için öncelikle kısa tarihi bilgilerle giriş yapmak istiyorum.

Nevşehir, Kırşehir, Kayseri, Niğde, Aksaray illerine yayılmış olan Kapadokya bölgesindeki peri bacaları adı verilen oluşumlar, Hasandağ ve Erciyes’in püskürmesiyle ortaya çıkan tüflerin yüzyıllar boyunca kar, yağmur, rüzgar ile şekillenmesi sonucu oluşmuştur.

İnsan yerleşimi Taş Devri dönemine uzanan Kapadokya bölgesinde Hititler, Asurlar, Frigyalılar, Persler, Büyük İskender Krallığı, Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar yaşamıştır.

Kapadokyalılar, tehlikeden korunma, mekan ihtiyacını ve askeri amaçlarla kayaları oyup yaşam alanı oluşturmuşlardır. Özellikle Roma hükümdarlığının dini baskılardan kaçan Hristiyanlar için bölge büyük bir sığınak haline gelmiş ve bölge dini eğitim ve düşünce merkezi haline gelmiştir.

Patronlar Kurban Bayramı tatilinin 9 gün olduğunu bildirir bildirmez, eşimle birlikte tatil planı yapmaya koyulduk. Nereye gidelim diye düşünürken, uzun süreden beri merak ettiğimiz ve gitmek istediğimiz Kapadokya’ya gitmeye karar verdik. Fakat bütün bu planlar son güne kaldığı için uygun uçak bileti bulamadık ve geceyi yolda geçirir, otobüste uyur, sabah varır varmaz gezmeye başlarız düşüncesiyle otobüsle gitmeye karar verdik. Maalesef ki gitmek istediğimiz otobüs şirketlerinin internet sitesine baktığımızda onların da dolmuş olduğunu gördük ve ertesi gece için Metro’dan bilet aldık.Bayram tatili başlangıcı yollar tıklım tıklım, otobüsü çok bekledik ve 22.00’de kalkması gereken otobüs 00.00’da kalktı ve yolculuk başladı. Otobüste çeşitli milletten insan vardı; asyalı, avrupalı. Kapadokya yabancı turist tarafından oldukça ilgi çeken bir yer. Hatta yerli turistten daha çok yabancı turist tarafından ziyaret ediliyormuş.

Sabah 10.00 gibi Göreme’deki otelimize ulaştık, otelimizin adı Matianasos. Çalışanları oldukça güleryüzlü, temiz, yeni ve çok pahalı olmayan bir otel. Otele geldiğimizde çok acıkmıştık.Odaya yerleşip, kısa bir süre dinlendikten sonra hem karnımızı, hem gözümüzü doyurma gezisine çıktık.

Gezimizin ilk rotası merkeze 15-20 dk yürüme mesafesinde bulunan Göreme Açık Hava Müzesi oldu. Yol üzerinde de çeşitli kiliseleri gösteren oklarla karşılaşacaksınız. Ayrıca fotoğraf çekebileceğiniz, renkli, farklı manzaralarla ve at çiftlikleriyle karşılaşacaksınız.

Göreme Açık Hava müzesi oldukça etkileyici bir görünüme sahip M.S. IV.- XIII. Yüzyılları arasında manastır hayatına ev sahipliği eden yerleşim yeri. Bu alanda kayaların içine oyulmuş kiliseler, şapeller, oturma mekanları bulunmaktadır. Bu vadi, manastır eğitim sisteminin başlatıldığı yer olarak kabul edilmektedir. Müze çok geniş bir alana yayılmış olduğundan dolayı, gezmek en az 3 saat almaktadır. Göreme Açık Hava Müzesi içinde yeralan kilise, şapel ve manastırlar, Malta Haçlı Kilise, Tokalı Kilise, Aziz Basil Şapeli, Elmalı Kilise, Azize Barbara Şapeli, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Azize Catherine Şapeli, Çarıklı Kilise, Rahipler ve Rahibeler Manastırı’dır.

Ayrıca, Göreme Açık Hava müzesi sağındaki vadiden yaklaşık 800 metre yürüdükten sonra 6 Aralık 1985’te Dünya Kültür Mirasları listesine alınmış, görülmeye değer, El Nazar Kilisesi bulunmaktadır.

Dönüşte balon fiyatlarını öğrenmek için acentelere uğradık; fakat balon fiyatlarının epeyce yüksek olduğunu gördük. Aldığımız en düşük fiyat kişi başı 110 Euro idi (28 kişilik balon fiyatı). Hiçbir acente indirim isteiğimize olumlu yanıt vermedi. Daha evvel de belirttiğim gibi, Kapadokya daha çok yabancı turistler tarafından ziyaret edildiği için bu fiyatlara hatta daha da pahalıya satmakta zorlanmıyorlar. Dediklerine göre, yabancı turistler buraya gezmekten çok balonla uçmak için gelmektelermiş. Nitekim bunun doğru olduğunu iki gün sonra biz de görecektik. Odaya balon rezervasyonu yaptıramadan dönerken canımız çok sıkıldı, son olarak bir acentaya daha soralım dedik ve buradakilerle kişi başı 300 TL yani 600 TL için el sıkışıp, yorgun argın fakat mutlu bir şekilde odamıza döndük.

Odada bir müddet dinlenip akşam yemeği yemek üzere dışarı çıktık. Bütün restaurantlarda çömlek kebabı satılıyor, buranın meşhuru çömlek kebabıymış. Gelmeden önce de ‘’mutlaka çömlek kebabı yemelisiniz’’ önerileri almıştık. Büyük beklentlerle bir restauranta oturduk ve çömlek kebabı siparişimizi verdik. Fakat sonuç tam olarak hayal kırıklığıydı maalesef. Çok lezzetsiz ve hatta sebzeleri dahi tam olarak pişmemiş bir yemek geldi önümüze. Böyle bir yemeğin saatlerce çömlek içinde pişmesi gerekirken, daha sonradan edindiğimiz Kapadokyalı arkadaşlarımızdan aldığımız tüyolar yemeğin düdüklüde pişirilip, derin dondurucuda saklanılıp, en sonunda da göstermelik olarak çömlekte ısıtıldığı yönündeydi. Tadımlarımız da bunu doğrular nitelikteydi.

İkinci gün balon için sabah 5.00’te kalkacağımız için odamıza döndük.

Sabah 5.00’te uyandık, hazırlanıp aşağı indik. Fakat aşağı iner inmez resepsiyondaki çocuk kötü haberi verdi ve uçuşların rüzgar nedeniyle sivil havacılık tarafından iptal edildiğini öğrendik. Kahvaltıdan sonra acenteye gidip, ertesi güne ertelettik.

Bu arada geziler için iki alternatif bulunmakta. Tur ile veya kendi imkanlarınız ile gezebilirsiniz. Birimizin müzekartı, birimizin İş Bankası Maximum kartı olduğu için tura katılmadan gezmeyi tercih ettik.

Turlar ve fiyatları hakkında kısa bilgi;
Yeşil Tur // 120TL : Derinkuyu Yeraltı Şehri, Ihlara Vadisi, Belisırma Manastırı, Selime Manastırı, Güvercinlik Vadisi, Onyx Fabrikası
Kırmızı Tur// 100TL : Uçhisar Kalesi, Göreme Açıkhava Müzesi, Çavuşin Köyü, Paşabağları, Avanos, Devrent Vadisi
Mavi Tur // 90TL: Derinkuyu Yerlatı Şehri, Soğanlı Vadisi, Sobessos, Keslik Manastırı, Mustafapaşa (Sinasos)

Sonrasındaki rotamız ise meşhur Derinkuyu Yeraltı Şehri idi. Göreme’den buraya gidebilmek için, otogardan kalkan Nevşehir otobüsüne bindik. Kişi başı 2,5 tl olan otobüsten yaklaşık 10dk süren yolculuğun ardından Meteris durağında indik. Derinkuyu Yeraltı Şehri’ne, Kaymaklı Yeraltı Şehri’ne, Ürgüp’e ve Haci Bektaş’a giden otobüsler hemen karşı duraktan geçmekte. Tekrar otobüse bindik ve kişi başı 5 tl ödeyerek yaklaşık 25dk içinde Derinkuyu’ya vardık. Derinkuyu’nun bölgenin en büyük yeraltı şehri olduğu tahmin edilmektedir. Şuan 8 katı ziyarete açıktır ve 85 m derinliğe sahiptir. Yörenin su ihtiyacını karşılayan su kuyusu ile bağlantılı 52 tane hava bacası bulunmaktadır.Yeraltı şehrinin ilk katı ahır, şırahane ve Misyoner Okulu ; 2. katta mutfak, oturma odaları, şaraphane; 3.katta erzak depolarıve su kuyusuna giden tünel ve diğer katlarda havalandırma, oturma odaları,kiliseler bulunmaktadır. Yalnız içerisi çok nemli ve alçak olduğu ve yer yer daracık tünellerden eğilerek geçildiği için astım, bronşit, klostrofobisi olanlara girmek önerilmemektedir. Özellikle 7. Kattan yukarı çıkarken hem dar hem de kalabalık olduğu biz de oldukça zorlandık, nefes nefese kaldık. Tüm bu ihtişamın yanında, yeraltı şehrinin en az 10 kat daha aşağı indiğinin kanıtlandığını öğrenince, teknolojik olanaksızlıklara rağmen şehrin nasıl inşa edildiğine dair hayret ediyoruz ve meraklanmaya başlıyoruz.

Daha sonra Kaymaklı Yeraltı Şehri’ne gitmek için Derinkuyu’dan Meteris tarafına giden otobüsler Kaymaklı’dan geçtiği için bu yöndeki otobüse bindik ve kişi başı 2,5 TL verdik. Aslında 8 katlı olduğu sanılan Kaymaklı Yeraltı şehrinin 4 katı yani 20m’si temizlenerek ziyarete açılabilmiştir. Burası Kapadokya’nın diğer yerlatı şehirlerine nazaran daha dairesel bir yapıya sahiptir.1. katta yine ahırlar, 2. Katta kilise ve kiliselerin karşısında dini kişilere ait olduğu düşünülen mezarlar, 3. Katta mutfak, erzak depoları ve 4. Katta şırahaneler bulunmaktadır. Derinkuyu ve Kaymaklı arasında birbirlerini bağlayan, ziyarete kapalı, çalışmaları tam olarak bitmeyen 9km’lik bir tünel varmış. Hatta bütün yeraltı şehirleri arasında bu tür tünellerin atlamalı olarak gittiği söyleniyor.

Sonrasındaki durağımız Ürgüp’tü. Ürgüp’te öncelikle Ürgüp Müzesi’ni gezdik. Müzede prehistorik dönemlerden, Osmanlı Dönemi’ne kadar arkeolojik ve etnografik eserler sergilenmektedir. Sonra Temenni Tepesi’ne çıktık. Pek çok kez çöken bu tepenin birden çok özelliği bulunmaktadır. Bu tepe neredeyse tüm Ürgüp’ten görünmektedir ve bu tepeden havanın açık olduğu günlerde Erciyes Dağı görünmektedir. Ayrıca tepenin ortasında bulunan kümbet ise, daha evvelden Ürgüp Tahsinağa Halk Kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Daha sonra kümbet kütüphane olarak yetersiz kalmıştır ve Eşekli Kütüphaneci olarak bilinen Mustafa Güzelgöz‘ün çalışmaları ile kütüphane ilçe merkezine yapılan yeni binasına taşınmıştır. Eşekli kütüphaneci öyküsü çok güzel ve ilgi çekici bir öyküdür, hatta Fakir Baykurt’un Eşekli Kütüphaneci kitabını okumanızı tavsiye ederim. Şuanda tepede halka açık bir çay bahçesi bulunmaktadır. Yokuş çıktıktan sonra, dinlenmek ve oturup manzarayı seyretmek için güzel bir seçenektir. Dönüşte Mevlana Evi tabelalı bir ev gördük ve kapıyı çaıp içeriye girdik. Ev sahibi evi yaptırıp otel olarak kullanmayı planlamış fakat daha sonra satmaya karar vermiş. Evin sahibi Abbas Amca büyük bir misafirperverlikle bizi evinde misafir etti, evinin terasından birkaç fotoğraf çekip aşağıya indik. Bu sürede Abbas Amca bize çay demlemiş, oturup birlikte çay içtik ve daha evvel yemediğimiz Antakya yöresine ait olan, çökeleğin çeşitli baharatlarla kurutulmasıyla yapılan “Sürk”ten ikram etti. Çok beğendiğimiz için bir parça hediye etti bize. Ev yapımı yine Antakya usülü birkaç ürün satmaktaydı. 1 kg salça satın alabildik yerimiz olmadığından dolayı. Sonra direkt Göreme’den geçen otobüse binip kişi başı 3 TL ödeyerek Göreme’ye döndük ve yine bir yemek faslı ile günümüzü sonlandırdık. Yemek faslı demişken şuna da değinmeden edemeyeceğim. Kapadokya’daki restaurantlar çok pahalı, fakat karşılığında yemeklerin hem porsiyonu küçük hem de çok lezzetsizler.

3.gün yine balon için erkenden uyandık ve beklemeye başladık. Çünkü yine rüzgardan dolayı uçuşların iptal olma olasılığı vardı, -ki öyle de oldu. Yine uçamadık ve yine ilk iş olarak uçuşu ertesi güne ertelemek için acenteye gittik. Fakat biz erteleme isteğimizi dile getiremeden paramızı iade ettiler. İki gün üstüste uçuşların iptal olması nedeniyle büyük bir yığılma oldu rezervasyonlarda ve yabancı turistler sırf balon turu için dönüşlerini ertelediler ve tabiki çoğu fiyat ne olursa olsun vermeye razı oldukları için, balon fiyatları inanılmaz düzeylere ulaştı.

3.gün için planımız şu şekildeydi; önce Hacı Bektaş, sonra da Avanos idi. Yine Meteris’e gidip Hacı Bektaş otobüsüne 5’er TL ödeyerek bindik ve yaklaşık 45dk sonra oraya ulaştık. Gidişimiz Pazartesi gününe denk geldiği için Atatürk Evi Müzesi’ni ve Arkeoloji Müzesi’ni gezemedik. Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi’ni yarım saat içinde gezdik. Daha önce gittiğim, fakat eşimin de görmesini istediğim Delikli Taş (Çilehane)’a araç olmadığı için gidemedik. Yine de burası hakkında kısa bir bilgi vereyim; yaygın bir inanışa göre, günahı olan insanlar Delikli Taş’tan geçemezmiş, günahı olmayanlar şişman dahi olsa bu delikten kolaylıkla geçebilirlermiş. Günahı olan insanı delik sıkar ve bu kişi adak adadığında, taş onu serbest bırakırmış. Delikli Taş yakınında “İz Bırakan Aydınlar Mezarlığı” bulunmakadır. Burada öldüklerinde Hacıbektaş’ta defnedilmeyi vasiyet eden Mahsun-i Şerif, Turhan Selçuk, İlhan Selçuk ve Fikret Otyam‘ın mezarları bulunmaktadır.

Hacı Bektaş’tan yine Meteris’e gelip Avanos otobüsüne bindik (Kişi başı 3,5TL). Avanos’un Antik Çağdaki adı Venessa, Zuwinasa ya da Ouenasa’dır. Öncelikle Avanos’ta tarihi yeraltı çanak çömlek dükkanlarını gezdik. Burada çanak çömlek yapımı Hititler dönemine dayanmaktadır. Daha sonra ırmak kenaındaki asma köprüye gidip biraz fotoğraf çektik ve biraz da soluklandık. Avanos’ta ilgimizi çeken bir diğer şey ise, merkezde ve asma köprü yakınlarında bulunan kitap dolaplarıydı. Üstünde ‘’al götür, oku getir’’ yazan dolapta bir de Latin şair Horace’in şu sözü yer almakta; ‘’Elimde olsa her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim’’. Avanos’tan Göreme’ye giden otobüse binip, otelimize döndük.

Ihlara Vadisi‘ni çok merak ettiğimiz için mutlaka gitmek istiyorduk fakat oraya ulaşım zor olduğundan (4-5 vasıta) dolayı istemeyerek tura katılmak zorunda kaldık. Bu tur içinde Derinkuyu Yerlatı şehri de bulunduğu ve burayı ziyaret ettiğimiz ve müze kartımız da bulunduğundan dolayı kişi başı 120 TL’lik turu 90’a indirtebildik. Fakat tur rehberimiz çok eğlenceli ve uzun uzun bilgiler veren biri olduğu için turdan memnun kaldık. Öncelikle Belisırma Manastırı’na gittik. Burası bir manasır kilisesi olup, Hristiyanlığın serbest olduğu yıllarda yapılmıştır. Azizlerin ve Havarilerin etrafında Grekçe kitabeler bulunmaktadır. Sonrasındaki istikamatemiz görkemli bir görünüme sahip olan Selime Manastırı’ydı. Manastır Kapadokya’daki dini kuruluşların en büyüklerinden olup kayalara oyulmuştur. İçerisindeki katedral ise Kapadokya’daki yapıların en görkemlilerinden. Burada Star Wars filmleri çekilmiş. Buradaki uzun gezi bittikten sonra öğle yemeğimizi Melendiz Çayı çevresinde bulunan lokantalardan birinde yiyip yolumuza devam ettik, sırada Ihlara Vadisi yürüyüşü var. Ihlara Vadisi’nin sonunda bulunan uzun merdiveni çıkmakta zorlanacağımızı düşündüğümüz için gezimize tersten başladık ve Melendiz Çayı’nın mükemmel görüntüsü eşliğinde yaklaşık 4 km yürüdük. Vadide gezilebilecek çok sayıda kilise bulunmakta ancak en ilgi çekicileri; Ağaç Altı Kilisesi, Yılanlı Kilise, Sümbüllü Kilise, Kırk Dam Altı Kilisesi. Uzun ve yorucu bu yolculuktan sonra, Onyx fabrikasına gidip onyx taşından biblo yapımını izleyip fabrikayı gezdik. Önceden Hacıbektaş taşı olarak adlandırılan onyx, Kuvars grubunda yer alan Akik’in, bir alt türüdür ve günümüzce çokça kullanılmaktadır. En son Güvercinlik Vadisi’ne gidip bolca fotoğraf çektik. Daha evvelden bölge için en önemli hayvan güvercin olup, halk bu vadideki oyuklarda güvercin besleyip, gübrelerini toplar ve bu gübreleri bağlarda kullanırmış. Güvercilik Vadisi ile son günümüzü de bitirmiş olduk böylelikle.

Ertesi sabah uyanıp İstanbul’a dönmek için yola çıktık ve Kapadokya maceramızı bitirmiş olduk.

(Visited 175 times, 1 visits today)

Leave a reply

Bumerang - Yazarkafe
Show Buttons
Hide Buttons