Casablanca, Fas

Casablanca, Fas

Balayımızın alışılmışın dışında, deniz-kum-güneşli bir balayıdan farklı bir balayı olmasını istedik; zaten eşim de ben de, tatil denince yeni yerler görüp gezmek, yeni şeyler öğrenmek gibi şeyler düşündüğümüz için tercihimizi hep merak ettiğimiz Fas’tan yana kullandık. Önce Casablanca sonra da Marakeş’te kaldık.

İlk durağımız Casablanca. Fas’ın en büyük şehri olan ve Atlas okyanusu kıyısında bulunan Casablanca şehri, Casablanca adlı Hollywood yapımı aşk filmi ile ün ve merakımızı kazanmış bir şehirdir. Casa-blanca yani İspanyolcada “beyaz ev” anlamına gelmektedir.

Air Maroc havayolları ile İstanbul’dan yola çıkıp yaklaşık 5 saat sonra Casablanca Mohammed V havalimanına ulaştık. İlk iş olarak elimizdeki euroyu dirheme çevirdik. Euro’yu kullanmanız da mümkün, bozdurmanız gerekmiyor ama biz zorluk çekmemek adına ve daha rahat hareket edebilmek için dirheme çevirmeye karar verdik. O tarihte 1 Dirhem 0,61 TL – 0,21 eur etmekteydi, bugün ise 0,78 TL – 0,24 eur. Dolayısıyla paramız nispeten daha değerliydi. Havalimanından trene binip gece Casa Voyageur durağında indik. Oradan da bir taksiye binip, bir şehir oteli olan 4 yıldızlı otelimize, Imperial Hotel’e vardık.

Biraz uyuduktan sonra kahvaltı saati geldi ve kahvaltıya indik. Tüm sokaklarda tüm dükkanlarda buram buram kokan baharat, kahvaltıda da vardı. Zeytinler, baharatlı sosis tarzı yiyecekler; anlayacağınız pek damak tadımıza uygun bir kahvaltı değildi.

Marakeş yazımıza buradan göz atabilirsiniz.



İlk gün…

İlk gün otelimizin bulunduğu yerden rastgele yürümeye başladık, bu yürüyüş planladığımız gezi başlangıcı değildi, daha ziyade şehri yakından tanıyıp halkın içine girip, belki biraz sohbet ederek şehri daha iyi hissetmek içindi. Sokak aralarından geçerek sahile ulaştık, sahilde bulunan büyük devlet binalarını geçtikten sonra küçük, eski ve şirin bir mahalleye ulaştık. Ara sokaklar çok renkli, çocuklar yetişkinler cıvıl cıvıldı. Birçok balık lokantası vardı fakat pek temiz görünmediği için ben yemeye cesaret edemedim ama eşim denedi, çok da lezzetli buldu. Biraz ilerde küçük bir okula rastladık ve minik koşuşturan çocukların arasından geçtik. Önlükleri bizim eski siyah önlüklerden.

Mahalleyi çıktıktan sonra yürümeye devam ederek Hasan II. Camii’ye ulaştık. Atlas Okyanusu kıyısında bulunan bu camii, dünyanın en uzun minareli camisi olup, avlusu da hayli geniş. Camii fransız mimar Micheal Pinseau tarafından tasarlanmış ve Bouygues tarafından inşa edilmiştir. Camiyi gezip, bolca fotoğraf çekip ayrılıyoruz buradan. Daha sonra Bourgogne tarafına yürüdük ve yol üstünde bir pizzacıda pizza yiyip, biraz ilerideki bir kafede oturup meşhur naneli çayından içtik. Havanın alışık olmadığımız sıcaklığında nane çayı çok iyi geldi, ferahladık.

Otelimize dönmek için kırmızı taksilerden birini durdurduk. Burada iki tür taksi bulunuyor, grand ve petit taxi. Büyük taksiler esi model Mercedes tarzı taksiler, uzun mesafe taksileri. Küçük taksiler ise şehir dışına çıkma yetkisi bulunmayan dolmuş Fiat Uno tarzı taksiler.

Otele geldiğimizde bar kısmında canlı müzik yapan bir grup vardı, birkaç bira eşliğinde Fas usulü müziğin tadını çıkardık. Bu arada içtiğimiz biranın adı Casablanca. Mutlaka denemenizi tavsiye ederim, tadı çok hoş, beğeneceğinizden eminim.

Yürüyüşe devam…

Ertesi sabah hafif yağmur vardı fakat daha sonra açtı hava. Marché Central’e uğradık, küçük kapalı bir pazar. Burada birçok şey bulabilirsiniz; kasaplar (açıkta satılan etler pek de çekici gelmedi açıkçası), çiçekçi, hasırcılar (türlü çeşit hasır çanta, şapka, servis altlığı, nihale, küçük kutular vs. bulabilirsiniz), baharatçılar, yemek yiyebilecek yerler (yerliler tüm yiyecekleri elleriyle yiyor; kaşık, çatal, bıçak kullanmıyor), argan yağı satan dükkanlar (argan yağından mutlaka bolca alın, en katkısız argan yağları burda bulunmakta, çünkü Fas’ta yetişen ağaçların meyveleri yiyen keçilerin dışkısındaki yağdan elde edilmektedir. Saça, cilde vs çok iyi gelen şifalı bir yağdır). Buradan alışverişimizi yaparken, esnafın birisiyle uzun uzun sohbet ettik. Faslılar türklere çok ilgi göstermekte ve sevmekte. Nereleri gezmemizi önerirsiniz, nerede denize girebiliriz diye sorduk. Birkaç öneri alıp, ertesi günümüzü buralarda geçirdik.

Daha sonra Birleşmiş Milletler Meydanı’na yürüdük. Burada çeşitli cafeler vs bulunmaktadır, şehre göre daha modern bir yapıya sahiptir. Meydanda bir saat kulesi ve önünde rengarenk bir anıt bulunmaktadır. Bu meydanın arka kısmından Medina’ya yani eski şehire giriş yapıp alışveriş yapabilirsiniz. Labirent tarzında bir çarşısı bulunmakta fakat satıcılar inanılmaz derecede ısrarcıdır. Buradan birkaç magnet ve bir satranç takımı alarak akşam yemeği için L’Etoile de Centrale’e varıyoruz. Yerel yemeklerin tadına bakmak için oldukça makul bir mekan. Etli sebzeli bademli tajin, sebzeli etli kuskus sipariş ettik, tajin gayet lezzetliydi.

Casablanca, Eğlenceli şehir…

Son günümüzde aldığımız öneriler doğrultusunda, tramvay ile Anfa Place’a gittik. Kazablanka’da ulaşım için tramvayları kullanabilirsiniz, çok büyük kolaylık sağlamakta. Burada bir alışveriş merkezi bulunmakta, Morocco Mall, burada ufak bir gezintinin ardından alışveriş merkezinin dışında bulunan dondurmacıda serinleyip, plaja indik ve suya girmeye çalıştık ve biraz da güneşlendik. Suya girmeye çalıştık çünkü Okyanus dalgaları inanılmaz güçlüydü. Yerli gençler plajda futbol oynuyor, turistler de genelde güneşleniyordu. Akşamüstü La Corniche yani Kordon boyu biraz yürüdük. Kordon boyunca birçok cafe, bar, balıkçı, çeşitli restoran hatta Türk restoranı bile bulunmakta. Burası birçok plaja da ev sahipliği yapmakta. Buradaki barlar akşamları çok hoş ve kalabalık olmakta. Biz iki gece üst üste Crystal Beach Club’ı tercih ettik. Çok kaliteli, nezih ve aşırı derecede pahalı olmayan bir bar.

Bir hayli keyif aldığımız Casablanca gezimiz malesef sona erdi. Birgün mutlaka tekrar yapmak isteyeceğimiz Casablanca gezisini kesinlikle öneriyoruz.

(Visited 194 times, 1 visits today)

Leave a reply

Bumerang - Yazarkafe
Show Buttons
Hide Buttons